Vatanım Sensin

Son zamanlarda adını çok duyup iki haftadır da izlemeye başladığım diziyle dönüş yapayım bloguma. Uzuuunnn süredir uğramadım çünkü bir türlü elim varmadı yazmaya. Bugünde açayım ne olmuş bizim blog derken kendimi yazarken buldum. Biraz saçmalayıp gideceğim 🙂

vatanimsensinizle-com-logo

Uzun süredir Türk dizilerine bakmadım. Çünkü kalitesiz, konusunda sadece vıcık vıcık aşk olan dizilerden yıldığım için açıp da dizilere bakmak içimden gelmedi. Bir izleyici olarak yayınlanan dizilerin çoğu bana tırt geldi (O diziler bana hakarettir olar neydi ya jfghdgdflgdl ) Bende Türk yapımları ile arama mesafe koydum. Ta ki bu diziye kadar. 13. bölümü ile başladım izlemeye ve ilk bölümden itibaren de internetten izleyerek tamamladım. Dizi o kadar güzel ki izlememek elde değil doğrusu.

Her bölümü izlerken milletimizin çektiklerini, çabalarını hatırlayıp kendimden defalarca utandım. İnsanlar nelerle uğraşmış, ne kadar çaba göstermiş ama biz ne yapıyoruz diyerek kendimi ayıpladım. Vatan sevgisi, millet sevgisi gibi duygularımın varlığından tekrar haberdar olmamı sağlayan bu dizi oyuncularına, ekibine  ve yapımcılarına teşekkür ediyorum. Diziyi uzun uzun anlatmayacağım. Dizi güzel, oyuncular güzel, konu güzel.Mutlaka izlemeli ve izletmelisiniz. İyi seyirler.

Dizi içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

90’lara Dönüş

Zamanda yolculuk fikri benim gibi birçok insana cazip gelmiştir. Şu an için imkansız gözükse de ben yapıyorum. Nasıl mı?  Youtube 🙂 Youtube kendimi bırakıp 90’lı yılların müziğiyle kendimi kaybediyorum. Her defasında da aynı sonuca varıyorum. Ne kadar kaliteli şarkılarmış, bir o kadar da duygu yüklü, içten. Bugün yine geçmişe dönmüşken yanımda sizi de götüreyim istedim.

Giden birinin ardından söylenebilecek en güzel şarkılardan biri. Ali Güven-Yolcu

Nilüferin her şarkısı pörfekkktt. Ama bu şarkıyı ayrı bir seviyorum nedense.Nilüfer-Haram Geceler

Kamyoncu Levent için üzüldüğümüz, bütün kamyoncuları klipteki gibi zannettiğimiz bir dönemdi  😮 süper bir şarkı Levent Yüksel-Zaaalıımmmm

Seçilen kelimeler duyguları bu kadar mı güzel anlatır. Ümit Sayın-Hicran (Bu şarkıyı yedi tepeli şehirde olan tüm şanslılara armağan ediyorum. Bakalım ben gelebilecek miyim. Uçak seferi iptallere bakmaktan gözlerim pörtledi)

Gözlerinizi kapatın, dinleyin. 90 lardasınız 🙂 Zeynep Dizdar-Vazgeç Gönül

Her ne kadar Nazan Öncel Gitme Kal Bu Şehirde dese de gitmem lazım…

Yonca Lodi söylesin ben dinleyim, ne söylediği bile önemli değil. Sesine bayılıyorum bu hatunun. 90 ların sonunda çıkardığı kasetinin tüm şarkılarını dinlemek şart.

Bu şarkıyı bilmeyen yaşamasın. Şaka şaka. Sanırım bu şarkıyı bir çok kişi biliyordur. Yada ben öyle zannediyorum. Yıldız Tilbe’nin Delikanlım şarkısını her önüne gelen okuyabilir ama siz onları dinlemeyin. Yıldız varken ayıptır, günahtır. Buyrun kulaklarınızın pası gitsin.

Tarkansız olur mu olmaz tabi. Doksanlara damgasını vurmuş şahsımuhteremin hangi şarkısı diye düşünmeyin hepisi, hepisi deyip hepisini dinleyin. Kış Güneşi, İkimizin yerine, inci tanem, Dön Bebeğim, unut beni,unutmamalı, Kuzu kuzu,Sevdim… Seçemiyorummm. Birini koyayım artık.

Sibel Alaş’dan Adam.

Her ne kadar şarkıda bela okuyup ve lanet etsende biz senin ne kadar beyfendi olduğunu biliriz Gökhan Tepe. Beyfendinin de şarkıları mükemmel, seçmek zor. Bence hepsini dinleyin. Bu günlük bu kadar yeter.

 

Müzik içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Özledim…

Bayadır Hollywood’u öksüz bıraktım Uzakdoğu yüzünden diycem ama uzakdoğuda gariban kaldı. Nerde eski performans ahh ahh. Sabaha kadar 10 bölüm izlerdim. Ama şimdi olmuyor maalesef.

İş,  dolayısıyla da mekan değişikliği yapan ben geçici olarak servis dışı kaldım. Yeni il ve yeni işe alışma; İstanbul’u , İstanbul’da kileri özleme, aileden uzak kalma; yeni arkadaşlar edinme, yeni insanlara alışma derken ben perrrttt. Ha birde yeni işim eskisinden bir level daha üst olunca ( Bir üst makama çıkmak  değil benimki,  işin içeriğinin üst olması, makamın artmadı düştüm :)) deli gibi çalışma kısmı da eklenmesin mi. İnternet sorunsalı da yaşayınca bir süre araya soğukluk girdi tabi. Dizileri, filmleri takip edemedim.

Burada uzun zamandır rafa kaldırdığım bir şeyi hatırladım: Özlemek. Bayadır bir şeyleri özlememişim, heyecan oldu benim için. Ama fazla olunca da ben şok. O kadar çok şeyi özledim ki. Ne kadar çok şeye ihtiyaç duyuyormuşum aslında. Kadir kıymet bilme kalıbının hakkını vermekle meşgulüm, daha sonra tekrar deneyiniz modundayım. Özlemek demişken neyi mi özledim? En çok hangisini? Bu soruların o kadar çok cevabı var ki, seçemiyorum, seçmekte istemiyorum. Toptan özledim, her şeyi özledim, hepsini, herkesi, alayını özledim. Birinden başlayayım artık. İlk aklıma gelen trafik. Hep şikayet ettiğim trafik. İşe gitmek için erkenden yola düşüp trafikle boğuşan bir İstanbullunun edeceği laf mı bu. Valla ne yalan söyleyeyim,  İstanbul’un trafiğini bile deli gibi özledim. (Mazoşist miyim neyim) Gidince, karşıya geçmeye çalışıp, saatlerce trafikte kalsam bile problem değil, o kadar yani. İyice psikopata bağladım. Sadece trafik mi, nayır. Karmaşıklığı özledim, insan kalabalığını özledim, dostlarla çay içip lak lak yapmayı özledim, abuk sabuk şeylere gülüp Dünya’yı unutmayı özledim. Alış verişten hoşlanmayan biri olarak arkadaşlarla alışverişe gidip, onlar deli gibi mağaza mağaza dolaşırken, yanlarında oflamayı özledim 🙂 Gecenin bir yarısı eve girip, sabahın köründe çıkmayı özledim. (Sabahın köründe çıkıyorum da, gece burada dışarı çıkılmıyor ki) Otobüste minibüste kulaklıkla müzik dinleyerek işe gitmeyi özledim. Kulaklığı takana kadar işteyim artık. Müzik neydi, unutacağım neredeyse. Bir de deniz görmeyi o kadar çok özledim ki, anlatamam. Evet evet, burada denizde yok. Diyeceksiniz ki İstanbul dayken her gün deniz kenarında mıydım, hayır tabi ki. Ama denizin varlığını bilmek, gidebileceğimi bilmekte yetiyordu. Özetle ailemi, dostlarımı, karmaşık kocaman İstanbul’umu çoooooookkkk ÖZLEDİM. Bekle beni geliyorum.

Bu arada, bloga girme nedenim bu yazı deldi. Ne düşündüm ne yazdım. Bırakayım böyle kalsın artık.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

REPLY 1988

Girls-Day-Hyeri_1444064944_af_org (1)

1997 ile ağına düşüp kurtulamadığım, koca tahmini yapıp yapıp değiştirdiğim, bir daha kine dizi bitmeden başlamam deyip yine bitmeden başladığım bir seri.  Ve nihayet iki gün sonra, kim kiminle evlendi, kimin eli kimin cebinde kaldı, hangisini eşek tepti öğreneceğim. Sonra da ben ne izleyeceğim şimdi diye öfleyip pöfleyeceğim her zaman ki gibi.

1997 yi pek bi beğenmiştim. Çünkü sonu da istediğim gibiydi. Ama 1994 offf off. Nedense pislik oppayı bir türlü sevemedim. Sonuna kadar çilbongcuydum. Ama kız pisliğe pek bir meraklı çıkınca, sonu benim için pöffffden öteye gidemedi maalesef. 94’ün sonu istediğim gibi olmasa da, tüm Reply serilerini severek izledim. O yıllarda çocukluğum ve gençliğim geçtiği için, bu dizileri izlemek anılarımı tazelemek gibiydi. Bu yüzden, dizileri izlerken sık sık” aaaa bunu bizde yaptık, aaa evet birde bu vardı, bundan bizde kullandık ” cümlelerini tekrar edip durdum bozuk plak gibi.

reply-1988

1988 e gelecek olursak, ilk defa bu seride, sonuna takılmadan, tadını çıkararak eğlenerek izledim. Üç seriden en çok sevdiğim 88 oldu. Garip ama bayıldım bu diziye. Hatta dizide aile ilişkileri, komşuluklar fazlasıyla yer kaplayıp, esas kızımız ile esas oğlandan rol çalmış olsalar  bile çok çok çok güzeldi. Bir çok izleyici bu durumdan dolayı sıkılmış. Bense çok çok çok sevdim. Zaten seri başlamadan öncede böyle olacağını söylediydiler. Komşuluk ve aile ilişkileri üzerine yoğunlaşacaklarını biliyorduk. Bunu duyunca bende dizi pek sarmaz dedim, ama yanıldım. Samimi komşuluk ilişkilerini, birbirlerini her daim gözetmelerini, yedikleri yemeği bile paylaşacak kadar birbirlerine değer vermelerini, komşusunun derdini kendi dertleri gibi bilip dertlenmelerini o kadar güzel güzel anlatmışlar ki, gel de izleme. Kızın kimle evlendi, niye bu kadar az sahneleri var demedim mi dedim. Ama sırf bu yüzden güzelim diziye haksızlık edemem. Biraz daha çok sahne olsaydı da hayır demezdim doğrusu.

Eğer diziyi izleyecekseniz, esas kız ile esas oğlanın bol olduğu sahneler beklemeyin. Ayrıca her  bölüm 1 buçuk saat. Normal Kore dizisi gibi değil yani. İzleyecekseniz dedim ama gereksiz bir kelime oldu, bence izleyin kaçırmayın. Özellikle 80-95 arası doğanlar çok beğeneceksiniz.

Sinopsis-Reply-1988-36

Bu arada benim esas oğlan için kızın yanına yakıştırdığım, olmasını istediğim kişi Jung Hwan. Taek’i de severim ama Jung Hwan der susarım.

Bu arada dizinin sonunu öğrendim ama yazmayacağım. Son yorumu da finali izledikten sonra yaparsınız artık.İyi seyirler.

tumblr_static_tumblr_static__640

Sinopsis-Reply-19886

Dizi, Kore Dizisi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

O BİR EFSANE

Bahsettiğim kişi Burhan Altintop. Ne zaman izleyecek birşey bulamasam ya da gülmek istesem izliyorum bıkmadan usanmadan. Her izlediğimde de istisnasız gülüyorum aynı şeylere. Delimiyim neyim valla ben de bilmiyorum. En eğlencelilerden bir kaç tanesini şuraya koyuyorum. İsteyen izler, istemeyende:)

En ilginçlerinden biri. Aslında saçma oldu. Burhan olur da ilginç olmaz mı. Etekli, sarı saçlı, bol danslı ve atarlı Burhan karşınızda;

O nasıl bir dans Allah aşkına. Bu kadar özgüvenle dans eden Burhan’ın Tanrıverdi’yle langır lungur konuşması acı sonu;

Eee o kadar sert kafaya darbe yerse Burhan’a ne olur? Psikopat tabi ki diyeceğim ama o darbeden önce de öyleydi. Tanrıverdi’nin suçu yok. Onun ki doğuştan 🙂

Psikopat Burhan iş başında  🙂 Balkon güzeli, tatil düşkünü, dengesiz Burhan, karşı komşusunu delirtirken. BEN ASLINDA YOOOĞUUUMM

Diyelim ki dergi kapatıldı. Burhan’a ne olur, dergidekilere ne olur? Cevap; Burhan Patron, dergidekiler KONSOLOSYON

Burhan’la aynı evde kalmak nasıl olurdu diye merak edenler için;

Efsane replikler “Evin  kapı gibi kontratosu elimde”

 “ileri git burhan, geri git burhan, yana git burhan, sola git burhan, yemek pişir burhan, HAN, AN, NAN”

“Çek Lan ayaklarını dantellerimin üzerinden, Çek Lan,  Çek asıllı”

Deli burhan birde üstüne kuduz olursa;

ıt is dog, İTTT  🙂 Şahika hanıma bir sivas kangalı yakışırdı ama bence  sen onu taşıyamıyorsun, zayıf karakterlisin  hiç umursamıyorsun it, tipsiz 🙂 Valla ısırırım haaaa

Özlemişim Burhan Altintopu izlemeyi, tekrar senin gibi bir karakter çıkar mı ki Burhan. Çıkmaz, çıkamazzzzz, imkansız galiba.

EFSANE GERİ DÖN 😦

Dizi içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ÖFF PÖÖÖFFF SIKILDIM

Uzuuuuuuuun bir aradan sonra yine buradayım. Kamm bekkkk bloğum, kaammm beeek internet, kam bekkk, kamm bek, kammmmm beeekkkkk!.. Niye mi geldim? Cevap belli. SIKILDIM. Vakit Çok, Yapacak Şey Yok. Maksat vakit öldürmek. Zaten verdiğim ara Teoman’ın ki kadar bile olmadı. Uzun olmasa da ara aradır dimi. Diğer bir nedende internet dünyası üzüntü içindeydi, hekesler beni bekliyordu. Bende daha fazla üzmeyeyim insanları dedim ve  yazdım.(Kimse benle dalga geçemez, ben kendim geçerim o kadar  adlı çalışmam 🙂 )

Abuk subuk, hatalarla dolu, daldan dala atlayıp, ne yazdığımı anlamadan sonuna gelmeyi özlemişim be ya. O zaman kaldığım yerden tam gaz devam. Şu andan itibaren konumuz “HOBBİT” ve “YÜZÜKLERİN EFENDİSİ”

Yüzüklerin__Efendisi

Şimdi diyeceksiniz ki onlar ayrı filmler değil mi? Değil. Zaten biliyordunuz değil mi? Ana konudan yine saptık. Dönelim hemen. İki farklı isim altında çekilen bu filmlerimiz tam altı tane. Hepsi aynı konuyu anlatan filmlerin ilk çekilen kısmı Yüzüklerin Efendisi aslında 4,5 ve 6. bölüm iken, daha sonra çekilen Hobbit ise 1,2 ve 3. bölüm. Bu durum bir yerden tanıdık geldi değil mi? Star Wars desem. Bu seri, Star Wars tan farklı olarak arada çok uzun yıllar olmadan çekildi. Böylece bölümler arasında çekim kalitesi açısından fark göremiyorsunuz. Hobbit 1 den başlayarak 2 ve 3 ü izleyip sonrada Yüzüklerin Efendisi serisine başalyıp izlediğinizde birbirinin devamı hisini tam anlamıyla yansıtıyor. Bir bütün olduğunu hikayenin devamı olduğunu hissediyorsunuz.

Yüzüklerin Efendisi kitabı daha cazip geldiği için önce o çekildi. Yüzüklerin Efendisi ve Yönetmen Peter Jakson un başarısından sonra Hobbit in de çekilmesine karar verildi. Zevkle izlenecek başka bir fantastik film daha ortaya çıktı. Hobbit filmlerinin çekilmesi sonrasında , Yüzüklerin Efendisinden kalan muammalar da cevap buldu diyebiliriz. Sırf bu yüzden Hobbitten başlayarak tekrar izledim 6 filmi. Herşey yerli yerine oturdu diyebilirim.

Filmin oyuncularının kalitesinden söz etmeye gerek bile yok aslında. Hollywood un demirbaşları olan Christopher Lee, Orlando Bloom, Ian McKellen, Viggo Mortessen, Elijah Wood, Liv Tyler, Cate Blanchett, Hugo Weaving ve  diğerleri. O kadar çok iyi oyuncu var ki hepsini sayamayacağım. Ahanda bir kaçı

The-Hobbit-Viggo-Mortensen-Aragorn966_b

Frodo-Elijah-Wood-lord-of-the-rings-27496006-1920-800

ian-mckellan-shall-not-pass-video20730_3

Filmin konusuna gelecek olursak; Kötü ve iyinin savaşı gibi gözüken bu film derinlerde insanı eleştiriyor. İnsanın güce olan tutkusu, Dünya’ya hakim olma isteğinin sonuçları, bitmek tükenmek bilmeyen hırsları anlatılmış. Ana konuyu anlatmak için seçilen öge ise bir yüzük. Bu yüzük öyle böyle bir yüzük değil, güç yüzüğü, hakimiyet simgesi. Bu yüzüğe sahip olan güce ve güce bağlı olarak da Dünya’ya sahip oluyor, insanlara hükmedebiliyor. Zayıf olan ve güç sevdasıyla yanıp tutuşan insanların yüzükle imtihanı, bunun sonucunda tüm Dünyanın sürüklendiği savaş ve yıkım işleniyor. Yüzük sadece bir sembol, asıl olan ise taşıdığı anlam da diyebiliriz.

ring

Herkesin çılgınlar gibi peşinden koştuğu yüzük

Filmi izlerken yazar Tolkien in hayal dünyasının ne kadar farklı olduğunu düşündüm. Hobbit kitabın 1937 de, Yüzüklerin Efendisini ise 1957 de yayınlamış. Taaa o yıllarda bunları düşünüp bu kadar derin ve karmaşık ilişkiler ağını kurup bu kitapları yazabilmesi beni şaşırttı. Nasıl bir hayal dünyası var senin Tolkien dedim. Hele kitaplarından birini okuyunca ben hepten şok. Kitabın yanında filmler çok çok basit kalıyor. Zaten kitaptan senaryolaştırılmış bir çok film için de bu durum söz konusu değilmiki.

Velhasıl kelam fantastik sevenler için tavsiye eder, sevmeyenlere de şans vermesi öneririm. Son

HOBBİT FRAGMAN

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ FRAGMAN

Bir daha ne zaman buralara uğrarım Allah bilir. Bayyyy

Film içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

LABİRENT

                         the_maze_runner

Bu filmi izlerken, daha onuncu dakikaya bile gelmeden, film hakkında düşündüğüm ilk şey “Yeni nesil ergen filmlerine, bir tane daha ekleyelim diyerek çekilmiş son filmi buldum” oldu. Film bittiğinde ise düşüncem değişti mi, hayır. Niye mi? Çünkü, popüler film çekmek için gerekli olan malzemelerin hepsi bu filmde mevcut; Çok okunan seri bir kitaptan uyarlanan senaryo, aşk yaşayacak ikili, mücadeleci ve zeki ve çalışkan ve kahraman ve korkusuz yani kısacası mükemmel bir başrol, ergen kitleye hitap edecek dış görünüşe sahip başrol ve kankaları, biraz aksiyon, biraz heyecan, film sonuna doğru biraz biraz çözülen ve merak uyandıran bilinmezlik… Böyle filmlerin belli bir izleyici kitlesi var. Böyle olunca da izleniyor haliyle. Film, sadece izleyiciyi değil, bu tür filmler yaparak turnayı gözünden vuranları da yeterince mutlu ettiğine göre, bana ne demek düşüyor “Alan memnun satan memnun” Hadi filme geçelim.

                                      NE12he2uFYZg44_2_b

Filmi birkaç ufaklıkla izledim. Onların ikinci izleyişleriymiş. Tekrar izleyecek kadar beğenmişler anlayacağınız. Bu arada filmi, izlerken test  etme imkanı bile buldum. Test Sonucu: Ergen nesil filmden çok memnun ve çok mutlu.

Yavrular, filmi önceden izledikleri için, habire heyecan yapıp filmi anlatmaya başlamazlar mı. Baktım böyle olmayacak, hemen “Filmin gidişatı ile ilgili yorum yapanı vururum” diyerek olaya el attım. Böylece filmin sonuna kadar tek başıma yorum yaptım hahahaaa. Filmin gidişatı ve oyuncuların replikleri üzerinde tahminler yapmak hiçte zor değil. Tabi ben replikleri ve oyuncuların yapacaklarını tahmin ettikçe yavrular şok. Ergen nesil için heyecan verici olan bu film, benim için klişelerden öteye gidemedi maalesef.

Oyunculara gelirsek, başrol oğlan ve diğer oyuncular fena değildi. Ama başrol kız, anam anam neydi o. Tam bir fecaat. Rol yeteneğini kaybetmiş de filmde arıyor gibiydi. Sonuna kadar da bulamadı. Bu kızı çok aramışlar mı? Güzel diye seçtiler diyeceğim de ama yok, oda değil. Bide kız çıkmadan önce ergenlerimizden biri ballandıra ballandıra güzelliğini! anlatıp “Kız çok güzel, mavi gözlü, siyah saçlı” demez mi. Haliyle bende ki beklentide tavan. Kızı gördüğümde ise, şok. O kadar reklamdan sonra bu mudur kardeş. Sonra öğrendim ki ergenimiz seriyi de okumuş. Yazar, kızı orada nasıl anlattıysa, ergenimiz başrol kızı da kabullenmiş, beğenmiş ve bağrına basmış. Yani kitabı çok beğendiği için, önüne kızın rolünde Recep İvedik’i koysalardı da kabullenirdi. Yok yok yoookkk biraz abarttım galiba. O kadar da değil.

Filmde ne var ona gelelim; kocaman duvarlarla çevrili bir labirent ve bu labirentin merkezinde de bir yaşam alanı. Burada yaşayanlar gençler, neden orada oldukları, labirentten önceki yaşantıları hakkında hiçbir şey bilmiyor. Sadece burada hayatta kalmaya çalışan gençler, günün belli saatlerinde açılan kapıdan labirente girerek, çıkış yolunu arıyorlar. Bulmak için labirente girip çıkıyorlar. Böyle devam eden filmimiz, sonlara doğru açılıyor ve diğer seriler için yarım bırakılarak bitiyor.

Film kötü değil, normal. Eminim bu filmden çok daha iyi filmler izlemişsinizdir. Sıkmadan bitiyor, izlettiriyor anlayacağınız. Arada korku, merakta var.  Zamanınız varsa, biraz kafa dağıtmak istiyorsanız, izlenebilecek bir film.

Film içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın