Agresifim, Agresifsin, AGRESİF

Ağır dramlardan, abartılı romantizmden sıkılan, yeter artık biraz da gülelim diyen her Kore diziseverin ilacı; Aggressive Romance (Wild Romance). “Komik mi?” diye soranlara verdiğim cevap “Bu diziyi izlerken, diğer komedi dizilerinde güldüklerimi toplamı kadar güldüm”

                                Wild Romance OST Part 5

Diziyi izlesem mi, izlemesem mi diye çok düşündüm. Dünyayı kurtaracağım sanki, niye bu kadar düşündüysem, izle gitsin dimi. Beğenmezsem de bırakırım, tutan mı var. Ama yok, lüzumsuz önyargım devreye girdi ve başrol kızı görünce vazgeçtim. Sonra da izleyip ve kız hakkındaki önyargımdan dolayı kendimi esefle kınadım. Benim beğenmediğim kız diziyi aldı götürdü. O kadar iyiydi. Başrol erkekte iyi olunca, gelsin kahkahalar. Başroldeki ikilinin yan yana geldiği her sahneyi pür dikkat izledim. Birbiriyle konuşmaları, tavırları ve mimiklerini o kadar komikti ki, kaçıramazdım.

                           wildromanceep5

Dizimizin başrolü Lee Dong Wook. My Girl dizisindeki esas oğlan. O dizide birkaç defa suratına takındığı şapşal ifadeyi bu dizi de sık sık göreceksiniz. Dong Wook’un dizimizde oynadığı karakter saldırgan ve agresif bir beyzbol oyuncusu Park Mu Yeol. Lee Si Young’un dizideki oynadığı karakter olan Yoo Eun Jae ise bir koruma. Mu Yeol’ün oynadığı takım Red Dreamers, Eun Jae’nin tuttuğu takım ise Blue Seagulls. Eun Jae gibi bir çok Blue Seagulls fanı, Mu Yeol’a düşman. Eun Jae, Mu Yeol’ün koruması olmak zorunda kaldı ve yan yana geldikleri anlar da ya birbirlerine laf çarptılar yada kavga ettiler. Sadece bu değildi komik olan. Kafaları biraz basmadığından dolayı  abuk sabuk fikirleri de üretip üretip çoştular.

                              wromance100068

Eun Jae’nin ailesine gelirsek, kardeşi ve babası da onu gibi koyu fanatikti. Kıyafetlerinde ve evdeki eşyaların üzerinde Blue Seagulls oyuncularının resimleri vardı. Her yer mavi beyaz. Bu aile fertlerinin hareketleri de ayrı bir eğlenceliydi. Marş söylemeleri, ani tepkileri ve konuşmaları. Hele o marş söylerken ki ciddiyetleri yok mu, beni gülmekten öldürdü. O ciddiyetlerinin %1 bende olsaydı daha ne isterdim 🙂

wild-romance-e05-120118-hdtv-xvid-hanrel-avi_000913747

Çatlak Dong Ah ve Robot menajer Kim                  

Dizi de normal karakter yok, aramayın bulamazsınız. Bu normal galiba dediklerim bile anormal çıktı. Hepsini özenle yazmış senarist. Garip karakterlerimize gelirsek, Eun Jae’nin evsahibi ve arkadaşı olan, kitap kurdu işsiz güçsüz Dong Ah ile Mu Yeol’ün takım menajeri Kim en garipler dalında oskarlıktı. Hem eğlenceli hem de ilginçlerdi. Eun Jae’nin patronu Kevin, güneş gözlükleri ile ayrı bir manyaktı. Dizi sadece başrolleri ile değil yan rolleri ile de güldürdü. Baba ve kardeşi zaten söyledim.

lsy1

Kızımızın diziden önceki hali

Lee Si Young’u daha önce Playfull Kiss’te ve BOF’ta şirin ve güzel bir kız rolünde izlemiştim. Burada ise çirkin, özensiz giyinen, ama bir o kadar da komik olup gözlerini çevirirken bile beni eğlendirebilen bir tipti. Bu kızın estetikli hali, saçı uzunken bu kadar batmamıştı. Burada ki Si Young, garibime gitmedi demek isterdim ama o dudaklar ne yaaaa. Dizi boyunca gözüme gözüme girdi, bağırdı ben estetikliyim diye. Allah aşkına estetiği tamam yapıyonuz da, yakışıyor mu diye niye bakmıyonuz. Adamı hasta etmeyin uleeeyyyynnnn.

Lee Dong Wook, dizi boyunca kıza “Gultong, Gultong” diye seslendi. Anlamı martı kafa, kızın tuttuğu beyzbol takımından dolayı böyle lakab taktı. İkisinin de telefonlarına birbirlerini  kaydederken kullandıkları isimler şahaneydi. Yaşanan olaylara göre kaydettikleri isimleri de değiştiriyorlardı zaman zaman.

İkilinin birbirlerine yakışma nedenlerinden biri de bana göre romantiklik anlayışı yada anlayışsızlığıydı. İki odun birbirini bulmuş. (Romantiklik anlayışlarını takdir ettim ve sonuna kadar da katılıyorum. Ben de odunum galiba)

Bu dizide, Kore dizilerinin bir çoğundaki klişeler yok. Sırtta taşımacalar, kız giderken erkeğin onun kolunu tutup durdurması, romantik anlar, akıllı erkek başrol (yakışıklı kısmı vardı) Kızımızın diğer dizi kızlarından çok çok farklı olması da ayrı bir güzeldi. Eun Jae’ye Nasıl bir karakterdi ya, deyip hala gülüyorum. Judocu (Gerçekte boksörmüş) olan Eun Jae daha ilk bölümde erkeği yere çarptı. Hele bir gülmesi vardı ki, evlere şenlik. İçki içerken bardağı yanağında yuvarlayarak ağzına götürdüğünde ise esas kız kriterim allak bullak oldu. Esas kız elbise giyince güzel olur dimi, ama bu felaket. Sabah kalktığında ise saçı facia. Diğer dizilerden çok farklı olduğu için bu kadar güzel. Eğlenceli sahnelerin olduğu şarkımız;

Dizinin romantizm kısmı az ama gülmek garanti. Erkek ile kız uyumsuz diye düşünüp hata etmişim. Bir kaç bölümden sonra, ikiliyi her gördüğümde garip bir şekilde yakıştırdım. Ayrıca dizide ki her karakter kendi çapında izlenmelik. Diziyi gülmek istediğimde açıp izliyorum. Tekrar izlememe rağmen yine komik, yine komik. Bazı sahneleri geri alıp alıp izliyorum, gülmek için.

Son olarak; diziyi çok beğendim ve güldüm. Diziden hoş bir sözle yazıyı sonlandıralım.

“Prenses aşık olduğunda bir peri masalı,cadı aşık olduğunda bu bir lanettir”

Fragman:

Dizimizin en hoş şarkısı:

Reklamlar
Dizi, Kore Dizisi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DEDEYE SAHİP ÇIKALIM

                    Hayao_Miyazaki_movies_combined_by_Sinya_Chan

Söz konusu şahsiyet Japon dedemiz Miyazaki ise, ilk üç belli gerisine gerek yok demek olmaz. Hepsi birbirinden güzel animelere kaldığımız yerden devam edelim.

4 Numaram; Yüreginin Sesi (Whisper of the Heart, Mimi  Wo Sumaseba)

                    whisper-of-the-heart

Bu filmin yönetmeni değil, metin yazarı dedemiz. Filmde, uçanlar, kaçanlar, ruhlar veya tanrılar yok. Normal hayatın anlatıldığı bir film. Yazarını duyunca bende şaşırdım. Eeee bünye alışık değil. Miyazakiyi görünce, hayal dünyasında gezinmeyi, olmayan varlıkları görmeyi ve bulutlarda yürümeyi bekliyor insan. Ama bu filmde onlardan yok. Hiç mi yok? Hiç yok. Ama bundan dolayı filmi bir kenara atıp izlememezlik yapmayın. Beğenmişim ki 4 numara.

Filme gelecek olursak, (şükür gelebildim) akıcı hoş filmdi. Uçanların olmadığı bu filmde kızımızın hayal dünyası var. Bu hayal dünyasına girdiğinizde, yine yapmış yapacağını dedemiz diyorsunuz. Bir kedi biblosuna bakarak, biblonun hikayesini hayal dünyanızda oluşturabilir?  Animedeki 14 yaşındaki kızımız Shizuku işte tam da bunu yapacak. Kızımız deli gibi kitap okuduğu için, kafasında 1001 türlü hikaye var. Kediye bakıp, birini yazıverecek.

11034_r9VuGAwBESwkffFgqvwg1Whwmni2

İleride ne olacağına karar veremeyen, birgün ne yapmak istediğini bulmak için çabalamaya karar veren kızımızın hikayesi akıp gidiyor ve son.

Puanım:8,5

Fragman:

5 Numaram;Rüzgarlı Vadi ( Nausicaa of the Valley of Wind, Kaze no tani no Nausicaa)

                        tumblr_lpvuhyk2rg1qzea6yo1_500

4, 5 ve 6 numaralı animeleri sıralamak zordu. Çünkü üçü de birbirinden güzeldi. Rüzgarlı vadiyi hem yazıp hem de yöneten Miyazaki, bu anime ile ileride insanoğlunun başına gelebileceklerden bir kesit sunmuş. Çevreyi koruma bilincini aşılayan filmimizde, insan eliyle kirlenen çevrenin en büyük zararını yine insanların çektiğini söylüyor.

Çevre Dünya savaşı sonucunda kirlenmiş. Bu olaydan 1000 yıl sonra karşımıza çıkan Dünyanın bazı yerlerinde hava ve toprak kirli. Kirli olan toprakta yetişen mantarlar havaya zehir saçmakta. Bu mantarların olduğu kısımlara giderken insanlar maskesiz gidemiyor.

imagessinemadevri_com_ruzgarli-vadi1

Bu çevrede yaşayan hayvanlarda çok değişmiş. Garip kocaman böcekler ve uçan canlılar mevcut.

ohmunausicaa-de-la-vallee-du-vent-4125

Animeye adını veren Nausicaa, Rüzgarlı vadinin prensesi. Rüzgarlı vadi tarım yaparak yaşamaya çalışan bir grup insanın yaşadığı yer. Nausicaa, bu insanları mantarlar ve böceklerden korumak için yollar arıyor.

Rüzgârli-Vadi-1984vadi_06

Rüzgarlı vadiye başka bir krallığın uçağının düşmesiyle birlikte vadi de olaylar başlıyor. Nausicaa bu sırada tanıştığı Asbel ile insanlar ve doğa için en iyi sonuç için savaşıyor.

tumblr_m8tcv0bCOP1raym3wo1_500

Nausicaa (Miyazaki’nın Domuz sevgisini hatırlatan) maske ile mantarların spor yağmurunu izlerken çok güzeldi. 

Filme verdiğim puan:8,5

Fragman:

6 Numaram; Gökteki Kale (Laputa: The Castle in the Sky, Tenku no Shiro Lapyuta)

                        ghibli-castle-sky

Filmimiz gökyüzünde yaşayan uygarlık olan Laputa2yı bulmak için uğraşan insanları anlatıyor diyebiliriz. Ajanlar tarfından kaçırılan Sheeta,uçan bir gemiyle götürülürken, gemiye korsanlar saldırıyor. Kaçmaya çalışan kızımız gökyüzünden düşüyor. Boynundaki mavi taş sayesinde yeryüzüne doğru yavaşça inen Sheeta, Pazu’nun kucağına düşüyor.

castleinthesky1 pazusheeta

Pazu, Sheeta’ya korsanlardan ve ajanlardan kaçarken yardım ediyor. Ancak bu kaçış sırasında korsanlara yakalanan ikili, korsanlarla beraber gökteki Laputa’yı aramaya koyuluyorlar.

gokteki-kale-izle gokteki-kale

Laputayı bulma yolundaki maceralarını anlatan film kimin elinde kalacak? Ajanların mı, korsanların mı?

Yine Miyazakiden uçmalı bir film. İnsanları, yaratıkları uçurmak yetmez diyen dedemiz, kocaman bir adayı uçurarak animelerine devam etmiş. Adada da ilginç şeyler mevcut. Sonuçta izlenesi, hoş bir anime çıkmış. Puanım:8,5

Fragman:

Anime, Film içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

EN BABA DRAMLAR

Sevdiğim Kore dizilerini herkesle paylaşmak boynumun borcu diyerek, UZAKDOĞU BATAKLIĞINA NASIL DÜŞTÜM? başlığı atmadan devam ediyorum yazmaya. Zaten 70 milyon, yazsam diye bekliyor. Aslında tüm Dünya bekliyor da mütevaziliğimden söylemiyeyim dedim 🙂 Başlığı da keyfime göre yada keyifsizliğime göre atacağım artık. Bakalım neler çıkacak. Kore dizileri hakkında yazma nedenim, bir gün bir gariban, izleyecek Kore dizisi arar, hangisini izlesem diye düşünür, karar veremez de buraya uğrarsa, yardım etmek tabiyki de. İnsanlık öldü mü canım. Ben kendimden biliyorum bu aşamaları. Çok blog gezdim çok. Sonrada yeterli levele ulaşınca da, artık yazarak insanlığı aydınlatma vakti dedim ve WordPressden blog alıp, yazıverdim. Aman canım lafımı olur. Teşekküre gerek yok 🙂

Bugün Kore usulü, dram var soframızda.

A LOVE TO KİLL

              drama_a_love_to_kill_by_yulia29-d5uktui

İzlemeye çalışıp çalışıp bıraktığım, sonra bu diziyi izleyeyim artık deyip, bir çırpıda bitirdiğim dizi. İlk başlarda izleyememe nedenim, dizinin ilk bölümü. Muallakta, havada bir başlangıç. Hiç bir şey anlamıyorsunuz. Hoşta gelmiyor. Bu ne biçim dizi diyor ve bırakıyorsunuz. Size bu dizi için vereceğim 4  tavsiye: Yapma, Bırakma, Azmet ve İzle:)

Fragman:

Hala ne dramdı yaa deyip hatırladığım bir yapım. Ben ağlamadım ama izleyipte ağlayan baya varmış, baştan söylemesi. Şimdiye kadar Kore dizisi izlerken hep güldüm, birazda hüzünleneyim, duygularım kabarsın, hüngür foşurt ağlayayım diyorsanız, sizi buraya alayım.

Bu kadar reklamdan sonra gelelim diziye. Dizimizdeki başrolü Shin Minah, ünlü bir oyuncu rolünde. Mutsuz bir oyuncu, bitkin ve bezgin. Şöhret basamaklarını tırmanırken sevdiceği onu terketmiş. Sevdiceğide diğer başrolümüz Bi Rain’nin abisi. Rain’in abisi, onunlayken kaza geçiriyor ve felç oluyor. Rain de yaptığı araştırmalar sonucunda abisi ile Minah’ın eskiden sevgili olduklarını ve abisinin de onun yüzünden kaza geçirdiğini öğreniyor. Ve intikam başlıyor. İntikam almak için kızın koruması oluyor.

Buraya kadar anlattıklarım 1. bölüm. Devamında dramlar, dramlar, dramlar. Rain intikamını alabilecek mi?  Yoksa herşey boşuna mıydı? Öğrenmek için kalan 15 bölümü izlemeniz gerekiyor.

Dizinin ostunu dinlerken hep, çok hüzünlü olduğunu düşünürüm. Mp3’ümün vazgeçilmezi. Her dinleyişimde de dizinin ilk bölümünde, başındaki sahneyi hatırlarım. Otların arasında yatarak, bulutlu bir gökyüzüne bakan Rain ve kumsalda yatan Minah.İlk bölümünü 3-4 kez izlediğim için habire bu kısmı hatırladığımı düşünüyorum.

altk01-00012x240-cC1

Filmin başlangıcındaki şarkıyı, kadın pek acılı söylemiş, Gerçekten şarkının sözleri, kadının sesi kadar acımı diye düşünmüştüm. Türkçe altyazılı olanı ekliyorum. Dinleyin ve siz karar verin.

Diğer ostda çok güzel. Onuda dinleyin.

I’M SORRY, I LOVE YOU ( MİSA)

indir

Bu dizi ile A Love to Kill’in senaristi aynı kişiymiş. İki diziyi de izledikten sonra aklımdaki soru “Senarist ne yaşamış ki bunları yazmış?” oldu. Yazar, karamsarın önde gideni. Sıfır mutluluk esasına göre yazdığı bu iki dizide buram buram acı, ezici bir çaresizlik mevcut. Senaristin çocukluğuna inmek şart. Dizi boyunca hasta etti beni.

MİSA ile I Love to Kill dizilerinin, aynı senaristin elinden çıktığını anlamanız için 1. bölümleri izlemeniz bile yeter. ikisinde de aynı belirsizlikler, karmaşalar, dağınık  ve karman çorman konu anlatımı mevcut. Ama senaristin tarzı bu, herşeyi başta karıştırıp sonra toplamak. Bu yüzden, ilk izlediğimde de 1. bölümün yarısına gelmeden bıraktım. Arada 3-5 dizi izledikten sonra izleyeyim bari dedim.

Fragman:

Gelelim konuya; Dizi, başka ülkelere evlatlık verilen Korelilerin röportajı ile başlıyor. Başrol oyuncumuz, Avustralya’ya evlatlık verilmiş olan So Jisub. Salaş, serseri tipli Jisub’u görünce, A Love To Kill’de ki Rain geldi aklıma. Rain de aynı böyleydi dizinin başında. Ama Rain’in dizi boyunc elinden düşürmediği lolipopu, Jisub da göremedik. Dizi de Jisub, başına gelen talihsiz bir kazada yaralanıyor (yine bir talihsiz kaza :))  ve her an ölebileceğini öğreniyor. Bunun üzerine de onu terkeden kötü anasını bulup, ondan intikam almak için Kore’ye dönüyor. (Evet, evet yine intikam) Avustralya’da yaşadığı bir olayda da Euchan ile tanışan Jisub, Kore’ye geldiğinde yine karşılaşıyor ve olaylar olaylar olaylar şeklinde dizimiz devam ediyor.

                  kapak

Yine sadece 1. bölümden birkaç şey anlattım. I Love To Kill’e göre biraz daha durağandı. Dram aynı, acı aynı. Yine ağlayanlar da  var.

Dizinin şarkısı olan Snow Flower çok güzel. Bu şarkıyı Hongki ‘den dinleyin , beğeneceksiniz.

Aynı şarkı başka bir ses;

NİCE GUY (The İnnocent Man)

Nice-Guy-korean-dramas-34919799-1280-720

İntikam dizisi olan Nice Guy’da, Song Joongki’yi maalesef jigolo rolünde görüyoruz. Sevdiği kız (Jaehee) için hapse giren, çıktığında da başka birisiyle evlendiğini öğrenen Kang Maru’nun (Joongki) dramı. İntikam için, kızın üvey kızını (Eungi) kandırıyor. Jaehee, yaşlı bir adamla evlendiği için, Eungi yaş olarak büyük.

Maru, Eungi’yi bu işe alet ettiği için mutlu olacak mı?, Jaehee’yi alacak mı? sorularının cevabını öğrenmek için diziyi izleyin. Güzel bir dizi. Diğer dramlar gibi sıkıcı başlamıyor ve de akıcı. Eğlenceli tipler de mevcut.

Bu arada dizinin senaristi A Love to Kill ve Misa’yı dramları yazan kişi. Kız kardeşi için jigolo olmak, sevdiği tarafından terkedilmek, pişmanlık dolu kararlar almak  gibi bol bol dram mevcut. Yazarın diğer dizilerinde ki karmaşıklık burada da var ama diğerleri kadar çok değil.

Koreliler dizi müziğini hep cuk oturtuyor. Dramlar için şarkı söyleyen şarkıcıların sesinde bile acı var. Nice Guy dizisinin şarkısını söyleyen Junsu’yu dinlediğinizde bana hak vereceksiniz.

Aynı kişinin elinden çıkmış, izlenesi üç güzel diziyi de beğeneceksiniz.

Dizi, Kore Dizisi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

TALAASH

talaash_505_120112010507_121212061613

Elimde izlenecek birşey kalmayınca Bollywood’a göz atayım dedim. Acaba hangi filmi izlesem derken, karşıma çıkan Talaash oldu. Filmin süresini görür görmez de “3 saatlik filmlere birden dalmayayım, 135 dakika iyidir” deyip başladım.

Film ile ilgili birkaç yorum da okudum. Film 2012 yılında yabancı filmler dalında Oscara aday gösterilmiş diyeler bile var. Aday olsaydı izlemezdim galiba. Çünkü, Oskara aday olan veya kazananların hepsi iyi değil. Neden mi? Oskar almış İhtiyarlara Yer Yok filmini izleyin, nedenini anlarsınız. Ya da Brokeback Dağını. İhtiyarlara Yer Yok filmi kadar, sıkıcı ve anlamsız bir film daha izlemedim. Daha doğrusu, geze geze zor izledim. Bu kadar sıkıcı bir film yok, bundan sonrada olmaz. Zannedersem, Oskarıda bu kadar sıkıcı bir film yapmayı başardıkları için verdiler. Bana en mantıklı gelen neden bu. Yukarıda izleyin dedim ama izlemeyin, yazık size. Filmi arkadaşlarla beraber izledim. Üstelik filmi de ben seçtim. Birde Oskarlı ya, güzel filmdir dedim. Sonuş:Hüsran. Film boyunca “Ha şimdi birşey olacak” diye diye izledik. Ben hem arkadaşların gazabından, hem de filmin sıkıcılığından kurtulmak için ara ara kaçtım. Anlayacağınız sadece kendimi değil, onları da feda ettim bu film için. Filmin sonunda da hepimiz, ağız birliği etmişcesine “Berbattı” dedik. Başımıza gelen bu hadiseden ders çıkaran ben, Artık “Oskar alan iyidir” demiyorum ve kimseye de izlemeden film önermiyorum. Anlatacağımız asıl film olan Talaash filmine gelirsek, araştırdım, Oskar adaylarında ismine rastlamadım ve izledim. İyiki de izledim.

                      talaash_film_still_-_h_2012

Filmde Aamir Khan’ı ülkücü bıyıkları ile görünce garipsedim. Film ilerlerken bıyıklara da alıştım. Aamir Khan filmde, çatık kaşlı ve mutsuz bir polis. Yaşanan bir trafik kazasını araştıran Aamir, sadece kaza ile kalmıyor, neler neler öğreniyor. İzleyince sizde öğreneceksiniz.

Çok fazla aksiyon içermeyen film hayli ilginç. Sıkıcı gibi görünüyor ama kesinlikle öyle değil. Hele o sonu yok mu, şok oluyorsunuz. Sonunu tahmin edemediğim bir film daha. Her zaman, sonunu tahmin edemediğim ve beni şaşırtan filmler favorimdir. Filmin kısa olmasının nedeni, dans etmiyorlar.Alın size birinci şok. Ama dans yok diye üzülmeyin, şarkılar çok hoş.

Filmin sonunda ki şaşkınlığıma sebep olan olay, 90’lı yıllarda yapılmış, Hollywood filminde de vardı. O filmin adını yazarsam, Talaash’ın sonunu kesinlikle tahmin edersiniz, izlemenin bir anlamı olmaz. O yüzden söylemeyeceğim. Talaash filmi izlenilmesi gereken filmlerden. Bu filmi, hem çok beğenecek hem de çok şaşıracaksınız.

Talaash Fragman:

Film içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

HOLLYWOODDAN AKIL DEFTERİ, BOLLYWOODAN GHAJİNİ’YE KARŞI

Memento_film_posteriGhajini-824137

İyi bir filmin senaryosunu uyarlayıp, yine iyi bir film yapabilir misiniz? Uyarlama senaryo ile ikinci film yapılır, yapıldı da birçok kez ama ilki kadar iyi oldu mu? Taklitler asıllarını yaşatır ancak hiçbir zaman asıllarının yerini tutamaz. Filmler içinde geçerli olduğunu düşündüğüm bu sözün gerçekliği, karşıma çıkan Ghajini ile değişti demek isterdim ama hala aynı. 40 yılda bir çıkan istisnamız kaideyi bozmadı. Genelde uyarlamalar için düşündüğüm şey, aslı varken faslını ne yapayımdan öteye gidemedi.

Akıl Defteri (Momento) filminin senaryosunu yazan zat, Christopher Nolan’dan başkası değil. Bu filmi 2000 yılında çeken Nolan’ın, en az bu filmi kadar iyi olduğunu düşündüğüm,  birkaç filme de  imza attığını öğrendiğimde şaşırmadım. Başlangıç (İnception), Batman ve Prestij onun parmağının olduğu bazı yapımlar. Bu filmleri izleyipte beğenmeyeni daha duymadım.

AKIL DEFTERİ, puzzle gibi film. Ama puzzle’ın parçaları gözünüzün önünde değil, darmadağınık, her yerde. Dağılmış parçaları belli aralıklarla verilen film, konunun anlatımı olarakta ters. Filmin yarısına geliyorsunuz ama net olan şeyler tek tük. Parçaları birleştireceğiniz sahne de en sonda. Sona geldiğinizde ise sizi bir sürpriz bekliyor. Başlangıç filmine benzer bir final var. Birebir benzerlik değil, bitmeyen, devamı olması gereken ama olmayan son mevcut. Devamını bize bırakmış.

Gözümü kırpmadan izlediğim bu filmin sonunda, öylece kaldım. Filmin sonunu asla tahmin edemezdim. Sonunu tahmin edemediğim ve finalinde beni şaşırtabilen her film, başımın tacıdır. Bana böyle yapımlarla gelin, gözünüzü sevem. Sonunda şaşırmamdaki en büyük etken, film hakkında hiç birşey bilmeden izlememdi. Hiç yorum okumadığım için sondan başladığınıda bilmiyordum. Konunun tersten işlendiğini anlamam için 30 dakika gerekti. Anladıktan sonra ise filmi, gözlerimi dört açarak izlemeye devam ettim. İlk defa sonu baş, başı son olan bir film izleyen ben şaşırmayayım da kimler şaşırsın. Nolan’ı bu ters olayı içinde tebrik etmek lazım. Filmi miksere koyup, karıştırıp izletti. Farklılık seven film severler için yenilik olan bu film, baştan başlasaydı bu kadar iyi olmazdı. Nolan’ın da hakkını yememek lazım. Parçaları tam yerinden keserek karıştırmış ve çok iyi bir film çıkarmış. Bu yüzden birçok kişi, ikinci ve üçüncü kez izleyip anca taşları yerlerine oturtuyor. Dikkatli bir şekilde izlerseniz, ikinciye gerek yok.

Filmdeki rastlayacağınız ve doğruluğu tartışılmaz olan bazı sözler çok iyiydi. Filmin konusu ile örtüşen sözleri tam yerinde kullanmak, filmin kalitesini arttırıcı etki yaptığını da söyleyebiliriz.

Film son 10 dakika da çözülüyor. Muallakta bir son sizi bekliyor. Ayrıca “Mutlu olmak için kendine yalan söylüyorsun. Utanılacak birşey yok. Bunu hepimiz yapıyoruz. Sana yaşaman için bir neden verdim. Sen gerçeği istemiyorsun. Sen kendi gerçeklerini yaratıyorsun.” sözlerini duyduğunuz an “Hadi yaaa, gerçekten mi? Öylemiymiş” diyerek şaşıracak ve aydınlanma yaşayacaksınız.

Akıl Defteri Fragman;

Sıra GHAJİNİ de.

Ghajini, Akıl Defterinden uyarlanma bir film. Ama birebir kopyası değil. Ghajiniyi anlatmak yerine iki filmin benzer ve farklı yönlerini kıyaslayacağım.

Benzerlikleri;

1-Başrolümüz, kafasına aldığı darbe sonucu, her 15 dakikada bir yaşadıklarını unutuyor. Habire sil baştan. Yani 15 dakikada bir beynine format atılıyor. Kazadan önceki hatıralar duruyor ancak, beyin yeni yüklemeleri kabul etmiyor.

2-İki filmde de öldürülen sevdicekleri için imtikam alma anlatılıyor. Ghajinide nişanlı, Akıl Defterinde ise eş.

3-Vücudun her yerine yapılan dövmeler, tanıdığı kişilerin resimlerini çekerek alt kısımlarına kendi el yazısı ile notlar yazmakta ortak.

Farklılıkları;

1-Akıl defterinde ki kurgu ters, ama Ghajinide olay baştan sona doğru anlatılıyor. Bu yüzden Ghajiniyi izlerken anlıyor ve tekrar izleme ihtiyacı hissetmiyorsunuz. Film açık ve net, Akıl Defterinin tam tersi yani.

2-Ghajinideki adam çok zengin, Akıl Defterindeki normal sayılır.

3-Hint filmlerinin olmazsa olmaz sahneleri  Ghajinide var. Dans, dans, dans. Birçok insana filmi izlerken bu sahneler garip gelmiş. Bence garip geldiğini düşünenler garip. Hint filminin raconu bu. En dramatik filmde bile ana, baba, dede, oğul, kız, çocuk, ebe, komşu, hısım akraba vs. oynarda oynar. Eğer bunu görmek istemiyorsanız, Hint filmi tercihiniz olmamalı. Bende filme başlamadan önce, oynama sahnelerini geçerim diye düşündüm  ama üç sahneyi de  sonuna kadar izlemişim.

4-Akıl Defteri tür olarak, gerilim-dram. Ghajini de ise ne ararsanız var. Aşk, Dram, Romantizm, Aksiyon, Gerilim, Müzikal . Bir çok Hint filmide böyle. Amaç, bir taşla iki kuş değil, kuş sürüsü vurmak sanırsam 🙂

5-Filmlerin süreleri arasında da dağlar kadar fark var. Her Hint filmi gibi Ghajinide çoooooook uzun, 3  saat (185 dakika). Süreye bakıp gözünüz korkmasın. Sıkılamadan film bitiyor. Akıl Defteri ise 113 dakika. Ghajininin uzun olmasının nedenlerinden biri, bol bol, uzun uzun ve abartılı dövüş sahneler. Aamir, adamlara bir vuruyor, pardon dokunuyor, adamlar havada. Aamir Khan’a Rambo mu desem, Hulk mı desem bilemedim. Diğer neden ise danslar. Son neden başrollerin tanışma, aşık olama ve yaşadıkları Ghajinide anlatılırken, Akıl defterinde anlatılmamış.

6-Akıl Defteri sizi düşündürüyor, anlamak için çaba sarfediyorsunuz. Ama Ghajini net, açık. Sürpriz bir sonda yok. Başta ne söyledilerse o. Sonunda “Vay bee, öylemiymiş, hadi yaa” diyemeden film bitiyor.

7-Duygusallık Ghajini de bol, Akıl defterinde ise yok. iki filmdede başrole, yaşadıklarından dolayı üzülüyorsunuz. Ama ama ama Ghajini ağlayanlar bilem varken, Akıl defteri ağlanacak kısım içermiyor.

9-Abartılı sahnelerde ise Ghajini açık ara önde, tur bindirir. Mantık hataları ise her iki filmde de var. Ghajini de biraz daha fazla. Bunlar gözünüze batmıyor ve filmlerin güzelliğini bozmuyor.

10-Ghajini konusu itibariyle Akıl defterinden esinlenilmiş olsa da, aynısı değil. İşleniş çok çok farklı.

11-İkiside intikam filmi. Ancak Akıl Deftterinin sonunda yaşadığınız aydınlama ile intikama birşeyler daha ekliyorsunuz.

Ghajini Fragmanı;

Sonuç olarak iki filmi de beğendim. Bana göre, benzerliklerine rağmen ikisi de izlenmeye değerdi. Ghajini 3 İdiot kadar olmasa da iyi. İlk Akıl defterini izledim. Ghajininin konusu aynı dedikleri için, Ghajiniyi atlayarak izlerim diye düşündüm. Öyle olmadı. 3 saatlik filmi , 1 dakika bile atlamadan izledim. Sizde atlamayacaksınız büyük ihtimalle.

Akıl Defterimi, Ghajinimi dersek, filmlerden birini seçemeyeceğim, çünkü aynı kulvarda değiller. İkisi de farklı. Bu durumda sonuç; Beraberlik 🙂

Film içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

2013 YILINDAN GÜZEL DİZİLER

Yine buradayım. Sık sık bir şeyler yazıyorum. Hızlı bir giriş yaptım blog dünyasına, sonu meçhul. Ne demiş çooook çooook çoook ulu atalarımız “Hızlı koşan atın b..u seyrek olur (düşer)”. Yani bu hızlı gidişin sonunu bende kestiremiyorum. 3 gün sonra “Bırakıyorum uleeeyyyyyynn” dersem, kimsenin umurunda bile olmaz biliyorum. Hazır canım istiyorken yazayım. Yıllardır boşunamı izledim ben bu filmleri. Eşe dosta yardımcı olmak gerek. Ne izleyecekler, nereye gidecekler dimi. (Gezilecek yerlere, dizilerden sıra gelemedi bir türlü) Bu çok kutsal bir vazife.  Gördüğünüz üzere, yazdığım abuk subuk şeyleri vazifeye bile bağlayabiliyorum. Bu duruma ben bile şaşırdım. Bunu okuyan ne hale gelir bilmem. Allah bilir deyip, okuduktan sonra aynaya bakmanızı ve sizinde öğrenmenizi tavsiye ederim.

Gelelim çok çok çok sevdiğim bataklığıma. Bu sefer bana göre çok iyi olan ama birçok Kore izleyici arasında, azınlık diyebileceğim kitlenin izlediği, Kore dizilerinden bahsedeceğim. Neden az kişi izlemiş fikrine kapıldım derseniz, şundan. Dizi tavsiyesi için sorduğunuzda genelde BOF, You came from stars, The Heirs gibi popisi olan diziler tavsiye edilir. İnternetteki yazılarda da ortak olarak tavsiye edilen bunlardır.  Doğal olarak da bu diziler izlenir. Ama bu bataklığa düştüyseniz, popisi olan dizileri ışık hızıyla tüketip diğer dizilerden de haberdar olabilirsiniz. Bu raddeye geldiysen dostum, durum vahim. Allah kurtarsın kardeş. Bu raddeye gelmeden bu güzel dizileri izleyebilin diye yazayım dedim. Vatandaşlık vazifesi. Çok önemli bir şey yapıyorum, ona göre. Bunu kimse yapmaz 🙂

Bu diziler, benin çok beğendiklerim deyip başlasam dimi. Yeterince boş boş yazdığıma göre, artık dizilere gelebiliriz.

NİNE: Time Travelling Nine Times

                       nine1

Geçmişe dönme imkanınız olsa neyi değiştirmek isterdiniz? Ya da herşeyi olduğu gibi mi bırakırdınız? Mutlaka her insanın değiştirmek isteyeceği bir şeyler vardır. Hayal kırıklıkları, acı veya ölüm. Böyle bir şansı kim istemez ki. İşte dizimizdeki ana konu. Zamanda  yolculuk.

Birçoğumuz ABD yapımı Geleceğe dönüş filmlerini izlemişizdir. Zamanda yolculuk dizilerinin eskilerinden Doctor Who ile Geleceğe dönüşten çok sonra tanıştım maalesef. O yüzden Geleceğe Dönüş, ilk zaman yolculuğu dizisidir, benim için. Bizim için türünün ilk örneği olan filmi çok beğenerek ve şaşırarak izlemiştik. Bir çığır açan bu filmden sonra daha iyileri de geldi ardı ardına. Bu filmlerden biri olan Dejavu’yu birçoğumuz izledik ve beğendik.

Kore dizilerine de bakarsanız zamanda yolculuk içeren diziler bulabilirsiniz. Faith, Queen Inhyun’s Man dizileri gibi. Nine diziside bunlardan sadece biri.

Dizimize gelecek olursak, başrolümüz ünlü ve başarılı haber bülteni sunucusu Park Sun Woo. Park Sun Woo’nun annesi bir bakımevinde, babası o küçükken vefat etmiş, abisi de nerde Allah bilir. Birgün abisi onunla buluşuyor ve herşeyi düzelteceğini söyleyip ortadan kayboluyor. Dizinin başında abisini Everest dağına tırmanırken görüyoruz. Elindeki tütsüyü yakmaya çalışırken abiden orada  bırakıp ayrılıyoruz. Abiye ne olduğunu düşünürken, Park Sun Woo Nepal’e geliyor. Sebep abisinin ölümü. Abisinin eşyalarını alan Sun Woo, eşyaların içinde tütsüyü farkediyor. Bir tanesini yakıp uykuya dalan Sun Woo, kendini karların içerisinde uzanırken buluyor. Uyandığında ise rüya olduğun düşünüyor ve üzerinde durmuyor. Daha sonra ise bu tütsülerle 20 yıl öncesine gidilebildiğini ve abisinin söylediği sözler olan, herşeyi düzeltmek ile neyi kastettiğini anlıyor. Abisinin yapamadığını yapmak ve abisini kurtarmak için, düşüyor tütsülerin peşine.

                                  Korean-drama-Nine-Time-Travelling-Nine-Times-episode-3

Buluyor mu kalan tütsüleri? buluyor tabi kide. Ve bulduğu tütsülerle de fir fir geçmişte gezerek, değiştirmek için uğraşıyor. Yanlız tütsü yandığı sürece geçmişte kalabiliyorsunuz. yaklaşık 1 saat kadar. Devamında da geçmişi ve dolayısıyla da geleceği değiştirme çabasını göreceğiniz bu dizi, hem akıcı hemde çok iyi bir senaryoya sahip. İzlerken sıkıldığımı hatırlamıyorum bile.

Dizimizin daha 4. dakikasında bir aşk ilanı ve evlenme teklifi görüp şaşırıyorsunuz. Çünkü Kore dizilerinde 6. bölümden önce aşk, öpme gibi sahneler göremezsiniz. Belli bir sırası var anlayacağınız. Bu dizide sıra falan yok. İlk başta bunları görmek dizinin güzelliğini bozmamış.

                                      fullsizephoto291002

Kızımıza gelince, yılardır Park Sun Woo’yu seviyor ama, oğlumuz pas vermiyor. Birden gidip evlenme teklif etmesi, kızımız Jo Min Young’u şaşırtıyor. Ama çok geçmeden nedenini hepimiz öğreniyoruz.

Dizide geçmişe gidiyor  da değiştirebiliyor mu? Evet ama hayır desem. Çünkü Dejavu da da bu dizide de aynı mantık var. Zaten geçmişe dönmek ve değiştirmek gerekiyor. Geçmişe dönen kişi, değiştirdiği hayatı yaşıyor.  Zaten gitmek kaderinde var ve bu gidişler sonucunda yaşadıkları anlam kazanıyor.

Diziyi izleyebileceğiniz adres:

http://www.yeppudaa.com/showthread.php?t=49085-Nine-Time-Travelling-Nine-Times-2013-G-ney-Kore-Online-Dizi-zle

Dizimizin fragmanı;

Buda güzel bir şarkısı (ost)

LET’S EAT

                       Lets-Eat-03

İzlediğim en ilginç dizilerden biri. Her bölüme başladığımda biraz izleyip, sonra da durdurup, yemek almaya gittim, yemek için. Bir da Pasta’da böyle olmuştu. Deli gibi makarna yemiştim o diziyi izlerken. Şapur şupur yemek yemeleri bile etkilemedi beni. Iyyy demeyelim lütfen. Kore de yemeği beğenirseniz öyle yemek zorundasınız ( Yada ben öyle anladım), şapur şupur, ağzınızı çarpa çarpa. İlk başta garip geliyor ama zamanla alışıyor ve umursamıyorsunuz. Yiyişlerinden, dünyanın en mükemmel yemeğini yiyorlar, çok lezzetli olmalı diyorsunuz. Tavuk yemelerini izleyin, göreceksiniz.

Yer yedikleri tavuk olsaydı keşke.tavuk bacakları, domuz. Iyy dedim izlerken ama onlar yine aynı şekilde yemeğe devam ediyorlardı. (Beni duyamazlar biliyorum)

Gelelim dizimize. Her bölümde deli gibi yemek yedikleri bu dizideki Lee Soo Kyung yemek yemeye bayılan ama yalnız yiyemeyen biri. Yan komşusu da sigota satıcısı,Gurme Ko Dae Young ise tek de yiyebilir, problem değil, yeter ki yesin.. Dizi bunları ve bol bol da yemek yemelerini anlatıyor.

                              1926261_1422832674623517_521008128_o

Koo Dae Young beni dizi boyunca gülmekten öldürdü. Evi gayet sade. Yerde bir yatak, yatağın yanlarında  ise ihtiyacı olan herşey. Amaç kolayca ulaşmak. Bunu görünce adam dünyalıktan vazgeçmiş, mal mülk umurunda değil, ne güzel dediniz mi?

                              tumblr_n2ihbl4BK91ttzp5bo4_400

Evden eşofmanla ve çorapsız çıkan Dae Young, ilk önce bakkaldan çorap alıp ve sonrada kuru temizlemecide giyindi. Adam kıyafetlerini kuru temizlemecide bırakıyor ya. Deli.

                                     39091249_59_20131129090004

Dae Young birden gülüş moduna girip milletin suratına sırıtması, işinden gelen alışkanlık olarak değerlendirdim. Ayrıca Dae Young’un yemekler hakkındaki yorumları ve tepkileri vardı. Birisi sadece yemek deyince” yemek mi? O sadece yemek değil. Hayır hayır” deyip başlıyordu anlatmaya. Her yorumunda pür dikkat dinledim, yine ne şaçmalayacak diye. Türkçe bulamadım ingilizce ile idare edin.

Dizideki kızın patronu  olan avukat da baya gelgitliydi. O da iyi eğlendirdi beni. Bir de diğer avukat kızımız vardı ki  evlere şenlik. Yan komşu kızımız da, sevgi böcüğü, iyilik meleği ve  polyananın 5. göbekten kuzeniydi. Zenginlikten fakirliğe terfi eden polyanamızın sık sık, olan herşeye “Bu benim hayalimdi” demesi bile şirin geliyor zamanla.

İzlemek isteyenler buraya;

http://www.yeppudaa.com/showthread.php?t=61165-Let-s-Eat-2013-G-ney-Kore-Online-Dizi-zle

Fragman;

Eğlenceli bir ost:

Dizi, Kore Dizisi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

UZAKDOĞU BATAKLIĞINA NASIL DÜŞTÜM? Bölüm-2

Kaldığımız yerden devam. Okullu mokullu o kadar çok dizi izlemişim ki ilk yazımda bahsetmediklerim var. Onlarla devam edelim.

Delightful Girl-Sassy Girl

                         koregunluklerim.blogspot  Delightful Girl

Aslında çoğu okulda geçmiyor. Duvardan atlayan esas oğlan, fotoğraf çeken kızımızın üzerine düşüyor. Tabi fotoğrafta çekilince  bu uygunsuz halde sorun. Oğlumuz telefonu istiyor, fotoğrafı silmek için. Dalaşıyorlar. Oğlanda telefonu zorla alıyor, yetmiyor bide kırıyor. Böyle bir tanışmadan sonra, habire  yanlış anlaşılmalar sonucu yolları kesişen ikilimizin, romantik komedi tarzında dizisi diyebiliriz. Yine bol bol klişe mevcut. 2005 yapımı, güzel bir dizi. İlk izlediklerimden. O yüzden puanı:8

School 2013

                          4171_slider

Bu dizi yarım bıraktığım dizilerden. Neden bilmiyorum ama bir türlü ilerleyemedim. Hep 1. ve 2. bölümü izlerken bırakıp bırakıp tekrar izlemeye çalıştım. İzlemeye mecbur değilim tabide boş vaktim vardı, değerlendireyim dedim. Böyle murdar edince de dayanamadım bıraktım. Kader, kısmet dicez artık.Benim aksime İzleyenler var ve birçok kişi de çok beğenmiş. Başroldeki ikili, beğenilme oranları arttırmış olabilir. Olmayadabilir de. Başrol Lee Jong Suk’un estetikli yüzünü garipsemem de bırakma nedenim olabilir. Önceden garipsiyordum ama şimdi alıştım. Şimdi alıştığıma göre belki izleyebilirim. Deneyeceğim. Lee Jong Suk’un bu hariç bütün dizilerini  izledim. İyi oynuyor kerata. Dizimize gelince neler var bakalım. Dizide, öğrencileri önemseyen öğretmen, önemsemeyen öğretmen ve bol bol sorunlu çocuk var. Benim verdiğim puan:7 . Bırakmasaydım daha yüksek olur muydu, bilemicem.

After School Bokbulbok

                After-School-Bokbulbok-2013

Mini dizi. Adındaki son kelimeye bakın ve dizide ne bulacağınızı  görün dermişim 🙂 Çok kötüydü, felaketti, beğenmedim. Bızııımle değilsin. Ne mi var dizide? Aslında pek birşey yok. Ben yine de birazcık bahsedeyim. Bir  kulüp, doğa üstü güçler, çiçek çocuklar falan var. Sevmedim. Siz çocuklar için izlerim derseniz keyfiniz bilir. Ben 2. bölümün yarısında, bu böyle gitmez hacı deyip bıraktım. Puanım:5 Çok bile

God of Study-Lord of Study

                    lord-of-study

Bir avukatın, bunlardan bir halt olmaz denilen öğrencileri, üniversite sınavına hazırlamasını anlatıyor. Avukat ne kadar idealist ve disiplinli ise çocuklarda bir o kadar savruk ve amaçsız. Avukatımız onları toparlıyor, çalıştırıyor. Falan filan. Lise temalı dizileri seviyorsanız izleyebilirsiniz. Puanım: 7,5

Adolescence Medley

                  Adolescence-Medley2

4 bölümcük, kısacık bir diziydi. Ben çok sevdim. Daha uzun olsaydı keşke dedim. Başrol oğlumuz Modern Farmer’daki Ki Joon. Dizimiz, babasının işi dolayısıyla habire taşınan ve okul değiştirmek zorunda kalan oğlumuzun, en son gittiği köy okulundaki yaşadıkları anlatılıyor. Tekrar taşınacaklarını öğrendiğinde okulda verilen tüm görevlere atladı. Çünkü zaten taşınacaktı. Ama hesaplamadığı bir şey vardı. Ailesi o harap olmasın, yine okul değiştirmesin diye taşınmaktan vazgeçti. Eğlenceliydi. Puanım:8,5 İçimden geldi.

Hello My Teacher

                         hello-my-teacher-033

Erkek oyuncumuzun şebeklikleri için bile izlenir. İyi bir dizi. Konusu; Öğretmen olma aşkıyla yanıp tutuşan kızımız, müdürün haylaz, yaramaz oğluna bakıcılık yapmak şartıyla bu şans verilir. O da kabul ediyor tabiki. Yoksa dizi nolcek. 2005 yapımı bu diziyi eski olarak düşünüp, hor görmeyin. Sevin, izleyin ve izletin. Puanım:8

Mackerel Run-Dal Go- Koş Uskumru

                   mackerel-run-dvd

Arkadaşımın Mayk’ın deyimiyle bir  Limonhi dizisi. Dizide Limohi futbolcu olma hayaliyle yanıp tutuşan lise öğrencimiz oluyor. Antrenörleri ise zorba biridir. Anlayacağınız işi çok zor çok. Başrol kızımızı da severim. Yine arkadaşım Mayk’a  göre adı Nicee guylar varki dizisinde de oynamıştı bu kız. Puanım:7,5

Reply-1994

                    bvir5tbcaaan4af-large (1)

Reply 1997’den sonra çekilen bu diziyi, en az onun kadar sevdim. Eğlenceliydi. Bu sefer liseli değil, üniversiteli öğrenciler karşımızdaydı. 1994’teki anne ve baba, kızın evebeynleri olarak karşımızdaydı bir kere daha. Hepsi ayrı bir deli olan karakterlerimizin maceraları çok güzeldi doğrusu. Sonu dışında beğendim. Çünkü benim istediğim gibi bitmedi. Ama 1997 öylemi? Hayır. Hem çok güzeldi, hem de istediğim gibi bitti. Puanım:8,5

Sangdoo, Let’s Go to School

                       cdcc2f7948bbc0_full

Bu kadının oynadığı diziler hep güzel oluyor nedense. Test ettim, hepsi güzeldi. Emin olun. Gong Hyo Jin ve Bi Rain oynadığı bu dizi, izlediğim okullu dizilerin en eskisi. 2003 yapımı. Konusu; Evli çoluklu çocuklu Rain ilk aşkı için okula tekrar başlıyor. Rain ve Hyo Jin ikilisi için bile izlenebilir. Puanım:8

Dizilerimizi izlemek için güzel bir site⇒ http://yeppudaa.com/forumdisplay.php?f=255

Okullu diziler bitti. Diğerlerinde görüşmek üzere.

Dizi, Kore Dizisi içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın